Erhan Başyurtun köşe yazısı
Yargı reformu gerçekleşir mi?
Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Yargı Reformu kapsamında yapmak istediklerini dün İstanbulda bir grup gazeteci ile paylaştı.
“Strateji” belgesi, yaklaşık dört yıla yayılan bir çalışmanın ürünü.
Yargı kurumlarının tamamının katıldığı mutabakatla hazırlanmış.
10 ayrı alanda yargı reformu öngörülüyor.
Bakanlık, yargı reformları konusunda “Eylem Planı” taslağı da hazırladı.
Bakan Ergin, Eylem Planının Avrupa Birliğinin 23üncü Fasıl olarak bilinen yargı mevzuatına uyumlu olduğunu ifade ediyor.
Başka bir deyişle Türkiyenin, AB üyesi olabilmesi için bu düzenlemeler şart.
Temel hedef, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının artırılması…
Türkiye uzun süredir yargının siyasallaşmasını tartışıyor.
Tartışmalı HSYK kararları, Anayasa Mahkemesi kararları ortada.
Bütün bunlar, yargının itibarını ve güvenilirliğini de zedeledi.
Tartışmaları kararlar kamu vicdanını da yaraladı.
Dolayısıyla AB söz konusu olmasa dahi Türkiyenin bu reformlara “su” kadar ihtiyacı var.
1982 darbe Anayasası, çağın ihtiyaçlarına cevap veremediği gibi, Türkiyenin demokratikleşme süreci ile de çelişiyor.
AİHMde en fazla dava kaybeden ülke olan Türkiyenin, bu reformlara ne kadar çok ihtiyaç duyduğu ortada.
Ancak Türkiyenin siyasal şartları yargı reformunun da kolay olmayacağını gösteriyor.
Eylem Planı, muhalefet partilerine sunulduğunda tepkilerinin ne olacağını göreceğiz.
Muhalefet partileri Kürt ve Ermeni açılımında olduğu gibi bu kez de “toptan ret” yolunu seçer mi?..
Adalet Bakanı Ergin, ilginç bir şekilde yeni tasarı ile bakanlığı daha geri plana çekiyor.
Mesela, HSYKda salt çoğunluğu Yargıtay, Danıştay ve kürsüdeki hukuk adamları oluşturuyor.
Cumhurbaşkanı, onay dışına çıkarılıyor.
Aynı şekilde, 21 kişilik HSYKnın 3 kurula bölünmesini, Adalet Bakanının da bu kurulların rutin toplantısına katılmaması öneriliyor.
Reform Eylem Planı, gelişmiş ülkelerle mukayese edilerek hazırlandığı için bağımsızlık, tarafsızlık ve geniş tabanlı temsili ön plana alıyor.
Yürütmenin müdahale alanını da asgariye indiriyor.
Birinci derece hakim ve savcılara da HSYKya temsilci gönderme imkanı veriyor…
“Devrim” niteliğindeki değişik önerileri önümüzdeki günlerde sık sık gündeme gelecektir.
Dilerim, daha iyi bir gelecek için bu süreci olgun fikir teatisi içinde geçirmeyi başarırız.
*
Herkesin telefonu dinlenmiyor ama…
Bakan Ergin, dün bir gazetede yer alan “Telekulak suçüstünde yakalandı” haberine de cevap verdi.
Haber, 8 Martta işlenen bir cinayetle ilgili.
Savcının katil ve maktullerin telefon görüşme kayıtlarını geriye doğru istediği ve 6 Mart tarihli konuşma kaydının da iddianameye delil olarak konduğu iddiası var.
Bu durumda, her vatandaşın telefon konuşmasının sürekli dinleniyor olması gerekiyor.
Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı ile görüştüğünü belirten Bakan Ergin, bu şekilde dinlemenin söz konusu olmadığını söyledi.
Ergin, konuşma trafiğinin 5 yıl tutulma zorunluluğu bulunduğunu, savcının talebinin de bu yönde olduğunu söyledi.
Dinleme iznini artık tek merkezde topladıklarını anlatan Ergin, yasadışı dinlemeleri suç haline getirdiklerini kaydetti.
Kısaca, herkes dinlenmiyor. Ama kimin kiminle görüştüğünün trafik kayıtları 5 yıl saklanıyor.
Bakana göre, bunun tek istisnası “tesadüfi dinleme…“
Yani yasal izinle dinlenen bir şüphelinin telefon konuşmalarına sizin de takılmanız.
O zaman bu kayıtlar, tesadüfî de olsa, delil sayılıyor.
Hoş Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksütün Ergenekon sanıklarıyla konuşması, “tesadüfî” olduğu gerekçesiyle delil bile kabul edilmemişti…
Bugün